Filed under: Uncategorized Tagged: facebook
Thursday, March 10, 2016
New photo from Facebook March 10, 2016 at 07:08PM
Filed under: Uncategorized Tagged: facebook
Tuesday, March 10, 2015
Ayşe Özer: KADAVRAYA DON BİÇMEK
KADAVRAYA DON BİÇMEK
Gezi Direnişi sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yurtdışı seyahatinden dönerken havaalanında yapılan bir mitingde, üzerlerine evdeki perdeleri örtmüş koca koca adamlar “kefenimizle geldik, ölümüne seninleyiz” pankartı açmışlardı. “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı/düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı” mısra çiftinden paylarına düşeni almadıkları her hallerinden belliydi. Gipürlü perdelerle yola çıkanlar kelleyi koltuk altına alamazlar. Bir kez buna gipürler müsaade etmez. Eski dervişler başlarında taşıdıkları sarıkta kefenlerini taşırlardı oysaki. Dünya denilen mekânın geçiciliği hep başlarının üzerinde, yaparlardı ibadetlerini. Ne amire göstermek için bozulan pantolon ütüleri, ne de mesai saatinde dirseğe kadar sıvanmış kolları vardı. Onlar kırk ayrı yerden kırk ayrı odun getirirlerdi, hepsi aynı boyda olası. Kefen parasını çıkınının içine saklardı eskiler. Altı üstü beş metrelik bez için boşa geçmiş ömre yaşam denilmezdi. Öyleyse bir insan ömrünü neye vermeliydi?
Ömürleri boyunca çok işler başarmış, bir sürü gönül inşa etmiş bedenler göçerken doktor adaylarına bağışladılar bedenlerini. Çocuklar öğrensin bedende ne nerededir, neyle bağlantılıdır, nasıl çalışır. Başkalarına şifa olsun kendi bedenleri. Öyle istediler. Bir kısmı da sahibi olmadığından kefensiz yatmakta o formaldehit havuzunun içinde. Kendisini defnedecek kimse bulunamadığından tıp fakültesinde genç hekimlere emanet. Bedenlerinde hekimlerin şifalı elleri geziyor şimdi, bir başkasına şifa oluyor kimsesiz bedenleri.
Eczacılık fakültesinin birinci sınıfında Anatomi dersi laboratuarında hocamız bizi kadavraya götürmüş, içeri alınmamızdan önce içerideki her şeye bir maket olarak bakmamızı, insan olarak düşünmemiz halinde bunun bizim açımızdan yaralayıcı olabileceğini telkin etmişti. Bedenlere yabancılaşmamız, onlara dokunmaya cesaret etmemiz bir yarım saatimizi almıştı. Bizim zamanımızda donsuzdu kadavralar. Hep ondan ahlakımız pek bozuk. Sonra birileri çıktı geldi, donsuz kadavra olmaz dedi. Don giydirdiler hepsine çaresiz. Avret yeri neresiydi insanın, nereyi örtmesi gerekirdi? İkiyüzlü ahlakı hangi renk çamaşırla kombinlesek zengin dururdu? Doğmamış çocuğa don biçmeyenler, kasaptaki ete soğan doğramayanlar kadavraya don biçmeyi görev saydılar. Tıp fakültesi öğrencilerinin Zeynep Teyze dedikleri o bedenin avret yerinden tahrik oldular bağzı abiler. Laik ve bilimsel eğitim kadavranın iç çamaşırına takıldı durdu. Bir alışveriş merkezi açılışında iç çamaşırı mağazasının vitrinleri karartılmıştı beyefendi kızmasın diye. Verilen mesaj şuydu: “biz don satmıyoruz, hatta inanır mısınız giymiyoruz da”. Kırmızı don giysek hepimiz aynı anda aynı şeyi dilesek kabul olur muydu?
Ölü sevicilik hep Gezicilere ithafen söylendi durdu da, kefensiz yatanların bedenleri üzerinde bile iktidarını kurmak istedi erkek devlet. Yiğitlik o cehennem olsa da fedayı kabul etmekti, cennet yapabilmek için onu yoksul ve namuslu halka. Öyle demişti Ahmetlerin en Arifi. Perde kapandı abiler, öyleyse hepinize donsuz geceler dileriz.
Related posts:
- Ayşe Özer: TOGO İŞÇİSİ MAKOSENLERİNİ GİYERKEN
- Ayşe Özer: “SAĞLI SOLLU İLERLEYELİM BEYLER
- Ayşe Özer: HÜCRE HÜCRE DİRİLMEK: ETHEM
- Ayşe Özer’den yeni yazı: EVDE KALMIŞ KIZ KURULARI VE ŞEN DULLAR APARTMANI
- Ayşe Özer: BİR İNTİHARIN SELFİE’Sİ
Vía Erkan’s Field Diary http://ift.tt/1F6YD7T
Filed under: Uncategorized
Ayşe Özer: HERKES DEVLETTEN HAMİLE
HERKES DEVLETTEN HAMİLE
Animation of the structure of a section of DNA. The bases lie horizontally between the two spiraling strands. (Photo credit: Wikipedia)
“Onlar da bizim trafik ışıklarımızı kırdılar. Birkaç kişi öldüyse ne olmuş ki?” diyor dolmuşta gazetesini okuyan hayli ilerici teyze. Nasıl da katılaşıyoruz ve çirkinleşiyoruz erkekleştikçe. Tırnak diplerimizde hep o devlet babanın DNA’sı. Her gün tecavüze uğramaktan içselleştirmiş miyiz durumu? Madde 438 mülgadır, fahişeye tecavüz durumunda ceza yarı yarıya indirilir hükmü geçerli değildir artık, yine de Kocaeli’de katledilen bir kadın kons olduğundan giremez gazete sayfalarına. İstemediği işi yapan herkes sistemin fahişesidir, yaptığımız hep komple muamele.
Eşref-i mahlukattan bir şey kalmıyor geriye. Cins-i latif masaya yumruğunu vuruyor. Sevilmedikçe sertleşiyor bir toplum, yara almamak için insanlıktan çıkıyor. “Kalbimiz kurusun unutursak” derken gerçekten acı çeken birkaç yürek eziliyor kamu mallarının arasında. Yaradılanı yaradandan ötürü sevmeyi şiar edindiğini iddia eden bir kalabalık, Allah yarattı demeyip bildiği gibi sevmek istiyor halkını. Hep bizim iyiliğimizi düşünüyor, inancı bunu emrediyor, öyle söylüyor. Yeryüzü sofraları kuruluyor beş yıldızlı otellerin karşısına, alınıyor ellerinden argümanları.
Bir toplum hızla katılaşırken kadın duyarlılığı bir barikatın arkasında şefkatli elleriyle okşuyor toplumun duygulanım bozukluğunu. Kadınlar var meydanlarda kamu mallarının karşısında vicdanlarıyla duran. Kadınlar var, gencecik çocuklarını yurdun top yekun kurtuluşu için şehit veren. Kadınlar var, her Cumartesi evladının kemiklerinin nerede olduğunu inatla soran. Kadınlar var 62 yaşında gözaltında çamaşırı çıkarttırılıp yere çömeltilerek öksürtülen, genital aramaya maruz kalan. Kadınlar var yaralarımızı sağaltan. Onun için istemiyorlar hamile karınlarımızla ortalıkta boy göstermemizi, onun için tecavüzcüsüne direnen kadına hapis cezası isteniyor erkek devlet tarafından. Ana gibi yar olmuyor bize devlet. Bir annenin sütten kestiği çocuğu gibi öyle mahzun kalıyoruz devlet analıktan vazgeçip baba olduğunda. Ananın bedduası tutmuyor ne de olsa. Baba yürekten beddua edebiliyor da, anne yüreği dayanamıyor. Baba gibi yukarıdan yukarıdan konuşuyor devlet baba. Kız çocuklarını prensesi gibi görmüyor bu baba. Cariyesi gibi görüyor. Daha beş yaşındayken babasını cezaevinde ziyarete gittiğinde eteğindeki metal düğmeler nedeniyle eteği çıkarttırılan kız çocukları var bu ülkede. Herkes devlete gebe, herkes devletten hamile olsun isteniyor. Sürekli ırzına geçiliyor toplumun o nedenle. “Direnme sen de zevk alacaksın” diye haykırılıyor zevkin doruğunda, Tecavüzcü Coşkun’un meşhur kahkahası eşliğinde. İşte o yüzden yeni bir doğumun sancıları çekiliyor şimdilerde. Yaptıklarının sorumluluğunu alıp kendini ihbar edebilme olgunluğunda, ama inadına çok genç bir direniş yepyeni bir ülke için büyütüyor karnındaki sözü. Bir isyan bayrağı gibi taşıyor onu karınlarında bu yurdun kadınları. Göğüslerini gere gere yürüyorlar sokaklarda. 28 günde bir kanayarak iyileşen kadınlar kırkını çıkarıyorlar elleriyle büyüttükleri bebeklerinin. Gaz maskesi, Talcidli süspansiyon, deniz gözlüğü, her şey hazır. Doğum çantaları beylerinin otomobillerinde.
Ayşe Özer
Related posts:
- Ayşe Özer: Süpürün!
- Ayşe Özer: Amerikan usulü fondü
- Ayşe Özer Cansel Malatyalı üzerine yazdı…
- Ayşe Özer: ADI KAYIP PRENSES
- Ayşe Özer: KADININ YALIN HALİ
Vía Erkan’s Field Diary http://ift.tt/1wnXFST
Filed under: Uncategorized