Showing posts with label 2015 at 02:04PM. Show all posts
Showing posts with label 2015 at 02:04PM. Show all posts

Sunday, September 13, 2015

15-year-old #Bünyaminİrci, very likely, a victim of extrajudicial killing by Turkish special forces…

http://ift.tt/1i86MB1

15-year old İrci is found shot at heart, his ears cut in Cizre, Şırnak

A video appears in which he is detained by Turkish special forces…

The video includes his arrest by Special Forces and later his autopsy…

In case this video is deleted, you can search “bünyamin irci” in Youtube…

 

Vía Erkan’s Field Diary http://ift.tt/1UMDlGi


Filed under: Uncategorized

Tuesday, July 28, 2015

Cengiz Aktar: Başkomutan Erdoğan’ın gazası

http://ift.tt/1DLlbaJ

Başkomutan Erdoğan’ın gazası

mustafa-kemal-de-siperde-oyle-durdu-712349

Ya da hezimeti… Memleket, bölge ülke ve halkları, diğer ülkeler ve uluslararası toplum yaz sıcağını cehenneme çevirmekte olan Erdoğan Türkiyesini izliyor. Biçare ya da lakayt…

 

Muktedir döndü dolaştı, 2012’ye ve oradan 150 yıllık savaş diline geri gitti. Ateşkes yani pamuk ipliğinden ibaret “çözüm süreci” verdiği talimatla bitirildi. Emrindeki örgüt (AKP) tek başına seçim kazanana kadar, dolayısıyla kendisini dokunulmaz ve ölümsüz kılacak bir hükümet kurulana kadar savaş dâhil her şeyi denemeye hazır ve her şeyi yakıp yıkarak zafer peşinde. Kıraathane düzeyinde bir hesap sonucu savaşla oynayarak milliyetçi oyları toplamak ve son aşamada HDP’yi kapatarak vasıl olmak istiyor bu hedefe. MHP bu ihtimali hissetti ve kapatmayı kendisi dile getirerek bir adım öne geçti.

 

CHP ise artık iktidar arzusundan mı, safiyane Erdoğan’ı gemleyebileceklerini düşündüklerinden mi bilinmez tamamen Erdoğan kontrolündeki bu örgütle koalisyon konuşmakta. Heyhat!

 

Oysa HDP dâhil diğer partilerin asla bu oyuna gelmemeleri ve enkazın müteahhidi olan Erdoğan ve örgütünü enkazla başbaşa bırakmalılar. Bu, “memleket hükümetsiz kalmasın” sahtekârlığından çok daha etkin bir siyasî duruş olacaktır. Zira en azından Gezi hadiselerinden bu yana yazılıp söylendiği gibi Erdoğan’dan kurtulmadan memlekette siyaset yapılamaz, ülke yönetilemez, toplum düştüğü yerden kalkamaz. Erdoğan muhiplerinin ikide birde siyasî tahlil iddiasıyla dile getirdikleri “ilkel Erdoğan karşıtlığı” teşhisi memleketin acı gerçeğini söylüyor.

 

Peki, muktedir muradına erebilir mi? Çok zor gözüküyor. Kürtlerin taleplerini savaşla önlemek 150 yıldır yapılan yanlışları tekrar edip farklı bir sonuç beklemektir. IŞİD ile PKK ve PYD’yi aynı kefeye koymak hem siyasî açıdan hem de Kürtlerin IŞİD karşıtı koalisyonun parçası olduklarını hatırlayınca, stratejik açıdan hatadır. Karada savaşan Kürtlerin askerî anlamda zayıflatılması IŞİD karşıtı koalisyonu zayıflatır.

 

Suriye’de uygulanan Selefî politikası Şam’ı yani İran ve Moskova’yı karşısına almak, diğer yanda IŞİD’le iş tutarak en hafifinden körle yatıp şaşı kalkmak, en ağırından da Faust misali güç ve iktidar için şeytana ruhunu satarak tükenmek demektir. Şeytanın şimdi olduğu gibi ihanete uğradığı hissinin bedelini de göze alarak… IŞİD-Türkiye işbirliği, başta Türkiye üzerinden yürüyen illegal petrol ticareti giderek artan dozda uluslararası basında haber oluyor.http://ift.tt/1MQ2R5n BM Güvenlik Konseyi’nin geçen Şubatta aldığı Nusra, Kaide, IŞİD, bilumum Selefî terör gruplarına yardım ve yataklığa karşı önlem alınmasını üye devletlerden talep eden2199 sayılı kararının ilk izleme raporu yakında yayımlanacak. http://ift.tt/1VKQihR Türkiye büyük olasılıkla raporda işaret edilen bir ülke olacak. Raporda adı geçecek ve ipliği pazara çıkacak olan Türkiye hükümetinin zaten yerlerde sürünen prestijinin alacağı darbeyi varın hesaplayın.

 

Gözü İncirlik’te olan ve AKP’den ziyade Türkiye’nin desteğini önemseyen ABD “(…) terör örgütleri listesinde olan PKK, terörist eylemlerinden vazgeçerek Türkiye hükümetiyle diyalog içine girmelidir” diyerek Kürtlere yönelik saldırılarla ilgili Ankara’nın hoşuna gidecek bir tavır koyarken aslında IŞİD-Türkiye işbirliğiyle ilgili BM izleme raporuna (ki ön raporu büyük olasılıkla paylaşmıştır) Ankara’dan gelecek tepkiyi dengeliyor. Buna rağmen beyanın devamında  “PKK’ye karşı düzenlenen bu hava saldırılarla ABD ile Türkiye arasında IŞİD’e karşı işbirliğini güçlendirme anlaşması arasında bir bağlantı yoktur” notunu da düşüyor.

 

Hâsılı kelam muktedirin işi çok zor ama olan ölen ve ölecek olan insanlara, yakılıp yıkılacak yerlere, onulmaz yara alacak olan barışa olacak.

 

Kesif barut kokan ortamda “sana savaş yaptırmayacağız” şiarının yanında bir barışçıl kampanya daha başladığını hatırlatayım: “Ege Ordusu’nda indirime giderek Yunanistan’a destek olalım” kampanyasını http://ift.tt/1DLl9zF bağlantısından imzalayabilirsiniz.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Vía Erkan’s Field Diary http://ift.tt/1DLl9zL


Filed under: Uncategorized

Tuesday, May 26, 2015

Cengiz Aktar: Millî Aşı, Millî Ar-Ge

http://ift.tt/1J20mNp

Millî Aşı, Millî Ar-Ge

Onlar konuşur, AKP yapar” serisindeki palavralar arasında millî aşı var. Aşı ve tıbba ilişkin maddenin millîsinin olmayacağını bilmek için âlim olmaya gerek yok. Dünyanın belli yerlerinde, içe dönük bölgelerde ya da beslenme, yaşama alışkanlıklarıyla bağlantılı bazı hastalıklar oralarda daha yoğun görülebilir. Kimsenin aklına bunlara ve bunların ilaçlarına “millî” damgası vurmak gelmez. AKP’nin akıldaneleri dışında. Vurgu Nazilerin öjenist politikalarını anımsatıyor.

 

Millî aşı burada üretilecek bir aşıdan öteye ne olabilir? Öyle olunca da sıfatı millî değil yerli olur. Millî tank, savaş uçağı, uzay aracı, G5 konularında ise Türkiye’nin bu “millî ürünleri” afiş üzerinde üretmekten öteye bir kapasitesi yok.

 

Millî aşının ne olduğunu ararken önüme TÜBİTAK’ın Millî Ar-Ge’si çıkmasın mı? İkide birde millî otomobil, millî şu, millî bu diye kükreyen bir iktidar olunca “millî araştırma kuruluşu” geri kalır mı? www.milliarge.com  sitesinde şu müthiş tahliller yer alıyor: “Bugüne kadar yabancı veya yabancı ortaklı firmalarda çalışan (…) beyaz yakalı tüm çalışanları, tecrübelerini yerli ürünlerin üretilmesi ve bu yönde Ar-Ge faaliyetlerine destek vermeleri için çağrıda bulunuyoruz! Birçok alanda yurtdışından gelen ürün ve çözümleri satın almaktayız. Satın alma, bakım, servis ve yenileme hizmet bedellerini ödeyerek ilgili firma ve dolaylı olarak başka ülkelerin ekonomileri için kaynak sağlamaktayız. (…) Çalışarak ve emek vererek kazanmış olduğumuz kaynak yurt dışına gitmektedir. Yurt dışına aktarılan kaynağı içeride tutabilmek ve büyüyen ekonomimize katkıda bulunmak için firmaların tercihlerini yerli ürünleri almaları yönünde özendirmemiz gerekmektedir. Bunun için deyabancı(!) ürünlere rakip aynı ölçüde güvenli ve kaliteli ürünler üretmemiz gerekmektedir.” En üst bilimsel kuruluşun ilk mektep/Sümerbank düzeyindeki ifadeleri Erdoğan ve AKP afişi dilinden farksız.

 

Gerçek ise bambaşka: Misâlen Müsiad’ın yerli patent ve marka sayılarına ve dolaylı olarak Ar-Ge potansiyelini irdeleyen “2023 vizyonu ışığında Türk sınaî mülkiyet raporu”. Rakamlar: “Türkiye’deki yaklaşık 60.000 ihracatçı şirketin 50.000’i tescilsiz markayla ihracat yapıyor! Aktif patent sayısı 7.400; Yunanistan’da 32.000. 2010’da yerli firmalarca alınan patent sayısı 171. (…) Bunun çok büyük bir kısmı Arçelik, Bosch, Vestel ve Ford firmalarına ait. Kalan 30-40 patenti ise 76 milyon kişi üretiyor! Rapor, iktidarın afişlerde ve meydanlarda salladığı “500 milyar dolarlık ihracat” palavrasını faş ediyor. İki karşılaştırma daha: İthalatla dışarıya ödediğimiz Ar-Ge gideri, yıllık 5 milyar dolar olan Ar-Ge harcamasının iki katı.İkincisi, bu miktar Google şirketinin Ar-Ge harcamasına eşit.

 

AKP Ar-Ge konusunda enkaz devraldı, doğru. Ar-Ge payı 2003’te millî gelirin %0.48’iyken bugün %1’e yaklaştı. Önemli! Patent başvuruları artıyor ama daha çok düşük teknoloji sektörlerinde. Bu zaaf ihracattaki cılız katma değerde ortaya çıkıyor.Mart 2015 verisiyle yüksek teknoloji ihracatının toplam ihracat içerisindeki oranı %3,7.  Çin’de bu oran %33,1, Güney Kore’de %27,1, Polonya’da %11,3.  

 

Gelelim Ar-Ge’nin millîliğine. Bugün dünyanın en ileri teknoloji üreten ülkeleri dahî, mahrem askerî ileri teknoloji dışındaki Ar-Ge için millî bir çaba içerisinde değil. Neden basit: Malî ve beşerî kaynak açısından gayet pahalı olan Ar-Ge’nin millî olması mümkün değil. Uzun ve vasıflı eğitim, kaynak israfı ve mükerrerlik karşısında tek çare ulusötesi işbirliği. Arayış 1950’lerde başlıyor. Ankara’nın hoplaya zıplaya katıldığı CERN Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi bunlardan biri. Bugün ise, dünyada Ar-Ge’ye en fazla yatırım yapan İsrail’in dahî ortak olduğu, AB’nin Avrupa Araştırma Alanı’nın temel kaynağı, 2014-2020 dönemi için 80 milyar avro bütçeli 8. Çerçeve Programı.

 

Hamasetle teknoloji anca seçim afişinde yan yana gelir. 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Vía Erkan’s Field Diary http://ift.tt/1J20nkv


Filed under: Uncategorized